EROL OLÇOK

 Erol Olçok. Türkiye’de siyasi iletişim kampanyalarının duayeni. Yaptığı kampanyalar şimdiden milletimizin hafızalarında unutulmaz bir yer edindi. 2007’de “Durmak Yok Yola Devam”, 2011’de “Aynı Yoldan Geçmişiz Biz”, 2014’de “Bayrak”, 2015’de Cumhurbaşkanlığı “Fors” filmleri belki ilk akla gelenlerden. Sadece reklamcı değil. R. Tayyip Erdoğan’la çıktığı yolda, iletişimin her alanında öncü rol üstlenen, strateji çizen, bu stratejilerin sahada uygulamasını yapan biriydi.
Büyük ve önemli işler yapmıştı. Ama yaptığı işlerde asla kendisine pay biçmezdi. “Allah nasip etti,” derdi. “Yaptıklarımızı boş verin. Onlar geride kaldı. Sorumluluklarımız devam ediyor. Onlara odaklanın” diyerek ekibinin motivasyonunu hep diri tutardı. Motivasyonunu kaybeden birini gördüğünde, yanına oturur, onunla birkaç dakika sohbet eder, onu dinleyen sanki işyerindeki ilk günüymüş gibi çalışmaya devam ederdi.
Patron değil, arkadaştı. İşveren değil, ağabeydi.
R. Tayyip Erdoğan’la ilişkisini hiçbir zaman profesyonel bir ilişki olarak tanımlamadı. Her zaman dava, yol ve kader arkadaşlığı olarak gördü. Bu yolda her türlü zorluğa katlandı, her fedakârlığı göze aldı. Hayatını bile feda etmekten çekinmedi.
2014 yılındaki yerel seçimler öncesi, 17-25 Aralık darbe girişimi sonrası, o en zor günlerden birinde, çok kişinin sustuğu zamanda “Erdoğan hapse girecek, ben dışarıda mı duracağım? Erdoğan’la sonuna kadar gitmezsen namerdim” diyerek etrafındaki herkese duruşunu, inancını, karakterini haykırmıştı. Cesurdu ve cesaretini çevresine de yayardı.
Erol Olçok, toplumun her kesimiyle temas etmek isterdi. Onların düşüncelerini dinler, fikirlerine değer verirdi. Özellikle seçim kampanyaları öncesi, strateji masasına yüzlerce insanı davet ederdi. Seçimin 6 ay öncesinde başlayan fikir alışverişi, kampanyanın başlamasına kısa bir süre kalana dek sürerdi.
Sadece işte değil, sosyal hayatta da başı sıkışan, derdi olan çok kişi kapısını çalardı. O kapıyı kimseye kapatmazdı. Vaktinin büyük bir kısmını insanların derdini dinlemekle geçirirdi. Çünkü derdin, çilenin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Dervişti. Müntesipti. Bu yolda daha gayretli olmak isterdi. “Önceleri” derdi, “İnsanları kusurlu, kendimi kusursuz görürdüm. Bu yola ilk adım attığımda, insanların iyi, kendimin kusurlu olduğunu anladım.” Merhametliydi ve şefkatliydi. İnsanları severdi. Bu sevgisini de güzel şekilde ifade etmeye çalışırdı. Samimiydi. İnanmadığı bir şeyi söylemezdi. Arkadaşlarına da aynısını tavsiye ederdi. Bu ülkenin düşmanları, bu milletin düşmanları bile onun samimiyetini itiraf etmek zorunda kalmıştı. Ekip kurar, kurduğu ekiple dost olurdu. Dostları için her şeyi yapmaya hazırdı.
Erol Olçok’un klasik araba ve antika merakı vardı. Bazen o arabalardan birini alır, yalnız başına İstanbul’da gezer, gezerken düşünür, yeni fikirler bulmaya çalışırdı.
Uzun zamandan beri klasik arabalarını ve antika eşyalarını sergileyebileceği bir müze açmak istiyordu. Orada başta dostları ve sevenleri olmak üzere, herkesi ağırlamak ve onlarla sohbet etmek istediğini söylerdi. Ama uygun bir yer bulamamıştı.
Erol Olçok cömertti. Sadece arkadaşlarına değil, tanımadığı, bilmediği, ilk defa gördüğü insanlara karşı da cömertti. Yüzlerce insan, yüzlerce kez buna şahit olmuştu. Yetimlere, öğrencilerine, hayır kurumlarına sahip çıkardı. Mekke ve Medine sevdalısıydı. Bulduğu her fırsatta bu kutsal topraklara giderdi. Getirdiği Mekke örtülerini evinde saklar, bir kısmını dostlarına hediye eder, onların da saklamaları için tavsiyede bulunurdu. Bu şehirlerde hizmet etmekten dolayı bahtiyardı. Özellikle Medine’de Ramazan boyunca sofra kurmayı kendisine nasip ettiği için Allah’a şükrederdi.
Erol Olçok’un her zaman zor bir hayatı olmuştu. Ve bu zorluk doğduğu gün başlamıştı.
Aslen Çerkes olan Erol Olçok, 5 Mart 1962 yılında Çorum’un Mecideyekavak Köyü’nde doğdu. Dursun ve Asiye Olçok’un 5 evladından ikincisiydi. Ağabeyi Yılmaz, kardeşleri Erdoğan, Cevat ve Emine dışında, küçük yaşlarda vefat eden iki kardeşi daha vardı. Çocukluğundan kısaca şöyle bahsederdi: “Çok yaramaz bir çocuktum. Ve yaramazlıklarımın faturasını genelde kardeşim Erdoğan öderdi.” Mecidiyekavak Köyü İlkokulu’ndan sonra 2 yıl Çorum-Merkez’de kuran kursunda okudu. Sonrasında ise Çorum İmam-Hatip Lisesi’nde öğrenimine devam etti.
1980 yılında yaşanan ve tarihe Çorum olayları olarak geçen terör olaylarının en yakın tanıklarından biri oldu. Orada yaşanan trajediyi anlatırken, sanki o güne geri döner, babası Dursun Bey’in gözyaşlarına da ilk defa o zaman şahit olduğunu söylerdi. Kargaşanın, kaosun, terörün nasıl yıkıcı sonuçlara yol açtığını yakından müşahede etmişti.
1982 yılında kendi köyünden üniversiteyi kazanan tek genç olarak İstanbul’a geldiğinde otobüs parasını zor denkleştirmişti. İçindeki sevinç ve heyecan büyüktü. Çünkü hikaye kitaplarından okuduğu, resimlerine baktığı ve çocukluğundan itibaren bir sevdaya dönüşen İstanbul’u ilk defa görecekti. O günler için şöyle diyordu: “İstanbul’u ve denizi çok merak ediyordum. Özellikle İstanbul Boğazı’nı ilk geçtiğim günü hiç unutmuyorum.”
Küçük yaşlarından itibaren güzel resimler çizen, sanata yatkın, estetiği ve liyakati olan Olçok, 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Estetik ve Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun oldu.
Mezuniyetinden sonra iş hayatına atılmaya karar verdi. Reklamcılık o dönem yeni gelişen mesleklerden biriydi ve kendisi de bu alanda kalıcı bir yer edinmek istiyordu. Sırasıyla 1987 yılında Slayt Reklam, 1988 yılında Rekpa Reklam, 1989 yılında ise Ajans E’yi kurdu.
1993’te ajansını kardeşi Cevat Olçok’a bırakarak vatani görevini tamamlamak üzere askere gitti.
Erol Olçok’un askerlik dönüşü, iki kardeşin hayatında yeni bir ortaklık başladı ve bu ortaklık Arter Reklam olarak tescillendi.
27 Mart 1994 Yerel Seçimleri’nde ilk seçim kampanyasını yaptı. Kampanya sonrasında ajansını en çok güvendiği kardeşine emanet ederek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Ulaşım A.Ş.’de basın danışmanı olarak göreve başladı.
Ocak 1995 tarihinde ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın R. Tayyip Erdoğan’ın basın danışmanı oldu ve görevini, Sayın R. Tayyip Erdoğan’ın 1998 yılında siyasi yasaklı olmasına kadar sürdürdü.
1998 yılında evlendi.
Siyasi kampanyalardaki ilk büyük tecrübeyle 1999 Genel ve Yerel Seçimleri’nde tanıştı. Doğru Yol Partisi’nin kampanyasını üstlendi. Bu kampanyada kendisiyle çalışması için en iyi arkadaşım ve dostum dediği, kardeşi Erdoğan Olçok’u da ekibine kattı. 1999 yılında ilk evladı Abdullah Tayyip doğdu.
2001 yılında Sayın R. Tayyip Erdoğan’ın parti kurma çalışmalarında öncü rol üstlendi.
Yine aynı yıl Cahar Şamil ile ikinci kez baba olmanın sevincini yaşadı.
Türk siyaset tarihinin en güçlü markasına dönüşecek olan Ak Parti’nin ismini, logosunu, sloganlarını buldu, kurumsal kimlik çalışmalarını gerçekleştirdi. 3 Kasım 2002’de Ak Parti’nin Genel Seçim Kampanyası’nı yönetti. Siyasal kampanyalarda yeni teknolojilerin kullanılması, açık havanın etkin bir hale dönüştürülmesi, yerel teşkilatların bir bütün içinde hareket etmesi ve kampanyada etkin rol üstlenmesi gibi ilk defa uygulanan yenilikleri hayata geçirdi. Siyasal iletişimde bütünlük ve sürekliliğin en önemli mesele olduğuna inanan Erol Olçok, sadece seçimden seçime değil, Ak Parti’nin bütün iletişim faaliyetlerine katkı sağladı.
Kampanya sürecinin başında Emir Dursun ile üçüncü kez baba oldu.
28 Mart 2004’te Ak Parti’nin Yerel Seçim Kampanyası’nı yönetti. Başarılı seçim sonucu, kısa bir süre sonra yerini başka bir acıya bıraktı. Kardeşi Erdoğan’ın amansız bir hastalığa yakalandığını öğrendiğinde, hayatındaki en zor dönem başlıyordu. Yeise düşmeden, umudunu kesmeden zamanının büyük bir kısmını ona ayırdı. Bu acı, ağır ve hüzünlü süreç, 15 Ağustos 2005’te, Erdoğan Olçok’un fani hayatı ebedi hayata bağlamasına kadar sürdü. Vefatından sonra kardeşini hiç unutmadı, her sene onu dualarla, hayırla yâd edecek bir gelenek başlattı.
Hayatındaki en hüzünlü dönem diye adlandırdığı bu sürecin ardından gayretinin, çalışmalarının büyük bir kısmını siyasal iletişime yönlendirdi. Bununla birlikte Türkiye’nin önemli siyasal ve toplumsal meselelerinde büyük sorumluluklar üstlenmeye devam etti.
Türkiye’nin en zor zamanlarında günlerce eve gitmeden, ara vermeden gece-gündüz çalışırdı. Ekibini de aynı şekilde motive ederdi. “Sayın Erdoğan yorulmuyor, biz de yorulmayacağız.” derdi. Cumhurbaşkanlığı’nın krize dönüştürüldüğü dönemin hemen sonrasına gelen 2007 Seçimleri, 2008 halkoylaması, 2009 Yerel Seçimleri ve 12 Haziran 2012 Seçimleri sonucundaki başarılı çalışmalarında, bu gayretin, bu samimiyetin, alın terinin ve emeğin katkısı büyüktü.
Erol Olçok sadece Türkiye’de değil, KKTC, Irak, Gürcistan, Mısır, Malezya, Arnavutluk, Makedonya, Libya, Ukrayna, Tunus gibi ülkelerde de pek çok siyasal iletişim kampanyaları yaptı. Bütün bu birikimle Arter Reklam siyasal iletişimde Türkiye’nin en önemli reklam ajansı oldu.
Türkiye’nin en zor seçimlerinden olan 30 Mart 2014 Yerel Seçim Kampanyası, 10 Ağustos 2015 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kampanyası, 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 Genel Seçim kampanyalarında da onun imzası vardı.
Yakın zaman önce kendine yeni bir hedef belirlemiş, yeni bir vizyon çizmişti. Ajansının edindiği bu tecrübeyi dünyanın üç farklı kıtasına taşımak istiyor, ekibini de bu yönde teşvik ediyordu.
Erol Olçok, hiç tartışmasız bir liderdi. Güçlü sezgisi ile sorun alanlarını önceden fark eder, soğukkanlılığı ile kriz zamanlarını çok iyi yönetirdi. Feraseti ile olayların gideceği yönü görebilir, etkileyici hitabeti ile ekibini ikna eder ve doğru yönde ilerlemelerini sağlardı.
Bu yeteneklerini sadece iş hayatında değil, sosyal hayatında da sevdikleri için, dostları için kullanır, her durumda onlara faydalı olmaya çalışırdı.
Türkiye onu büyük bir reklamcı olarak tanıdı. Arkadaşları onu gerçek bir dost olarak gördü. Ailesi ve yakınları onu büyük bir kahraman olarak bildi.
Erol Olçok, 15 Temmuz 2016 tarihindeki alçak cunta girişiminde vatanımızı ve milletimizi korumak için, çocukluğunun o en büyük hayali Boğaziçi Köprüsü’nde, evladı Abdullah Tayyip ile birlikte şehit oldu.
Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan bu dahi adam, her gün büyüyen coşkusu ve heyecanını, hiç sönmeyen aşkını ve büyük fikirlerini sevdiklerine miras bırakarak ebedi yolculuğuna çıktı.
Erol Olçok, Cumhurbaşkanımız Sayın R. Tayyip Erdoğan ve 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, eski Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu, TBMM Başkanı Sayın İsmail Kahraman başta olmak üzere, yakınları, dostları, sevenleri, ülkemizin değerli insanlarının şahitlikleri huzurunda, 17 Temmuz 2016 tarihinde, Altunizade İlahiyat Fakültesi Camii’nde, ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından, Karacaahmet Mezarlığı’nda evladı Abdullah Tayyip ile yan yana yattı.
Kabirleri nurla dolsun.

ABDULLAH TAYYİP OLÇOK

Abdullah Tayyip, 15 Temmuz 2016 gecesi, vatanına, milletine ve bayrağına sahip çıkmak için korkmadan meydanlara çıkan genç bir yiğitti.
Darbeci cuntaya karşı destansı bir direniş sergileyen, bu yolda hayatını feda eden Türkiye’nin kahramanlarındandı.
Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Yemen’de, ölüm kusan makinelilerin karşısında duran genç fidanların tarih kitaplarında kalmadığını, milletimizin genlerinde yaşamaya devam ettiğinin ispatıydı.
Fedakârlıkların tüm sınırlarını zorlayarak kurşunların karşısına gövdesini koyan ve şehadet mertebesine ulaşan 16 yaşında, hayatının baharında bir evlattı.
Babası Erol Olçok’un evde kal ısrarına aldırmadı Abdullah. Onunla birlikte omuz omuza direnmek, yan yana mücadele etmek için bir an bile tereddüt etmedi.
Aslında babasının hiçbir sözünü geri çevirdiği görülmemişti.
Ama o gece başkaydı.
Sadece onun için değil. Bu yolda hayatını ortaya koyan herkes için başka bir geceydi.
Abdullah Tayyip Olçok, 24 Haziran 1999’da İstanbul’da, ailesinin ilk evladı olarak dünyaya geldi. 2006’da Capitol İlköğretim Okulu’na başladı ve iki yıl sonra Özel Efdal İlköğretim Okulu’na devam etti.
İyi bir insan, imanlı bir genç olarak büyüyordu.
Neşesiyle, etrafına mutluluk saçıyor, hayalleri yeni yeni şekillenmeye başlıyordu.
Soranlara da hukuk okumak istediğini söylüyordu.
Lise hayatına 2013’te, Ahmet Keleşoğlu Anadolu Lisesi’nde adım attı.
2015’te ise Koşuyolu Özel Birey Temel Lisesi’ne geçiş yaptı.
Okulu bitirmesine, üniversite sınavlarına hazırlanmasına daha zaman vardı. O gün gelseydi, mutlaka diplomasını iyi bir dereceyle alacak, onu ailesine gösterecek ve kendisiyle gurur duymalarını isteyecekti.
Ama mezuniyet yerine cennetle, diploma yerine şehadatname ile ödüllendirildi.
Pek çok şehitliğimizdeki gibi babasıyla koyun koyuna yattı.
Sanki şair 100 yıl öncesinden ona seslenmişti:
“Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber;
Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.
Abdullah Tayyip Olçok
Seni sevgiyle, şükranla, rahmetle anıyoruz.
Sosyal medya platformlarında güncel haber ve işlerimizi takip edebilirsiniz...